Bu blog bir insanın gidemediği enteresan yerleri anlatmasından oluşur. Diğer gidemeyen anlatıcıların bloglarından farkı; bir nebze de olsa adı sanı duyulmamış, haritada yeri "çat!" diye gösterilemeyen yerlerden oluşmasıdır. Bu garip yerlerin listesini sağ taraftan görebilirsiniz. Ha, blog sahibi buralara bir gün gidecektir, orası kesin. O gün hangi gün, işte onu bilemiyoruz...

28 Haziran 2011 Salı

Kuzey Kore

Evet, dünyanın en gidilemeyecek köşelerine olan yolculuğumuz sürüyor. Bu seferki hedefimiz Kuzey Kore, yani en iyi Kore!




Diktatörlüklerin neredeyse hepsi gibi burası da çelişkilerle, garip kurallarla ve kesin yasaklarla dolu bir ülke. Elbette gitmek için pek çok sebep bulabiliriz ancak gitmemek için iki sebep yeterli: Pasaportunuzda Kuzey Kore vizesi varsa pek çok başka ülkeye bir daha vize alamayabilirsiniz ve grup gezileri esnasında yolunuzu hafifçe değiştirirseniz ya da kaybolursanız kaçırılabilir veya kafanıza bir kurşun yiyebilirsiniz.


Neyse, emperyalist batının Kuzey Kore'yi karalamak için uydurduğu bu söylemlerden önce  bu enteresan ülkeyi tanıyalım: Çin'den Japonya'ya uzanan bir yarımada olan Kore, II. Dünya Savaşı'nın ardından Japon işgalinin bitmesiyle Sovyetler'in kontrolündeki kuzey ve Birleşik Devletler'in kontrolündeki güney olarak ikiye bölünür. 1948 yılında kuzey bölümü "Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti" olarak resmiyet kazanır. Ardından "Büyük Lider" ve "Ebedi Başkan" Kim Il-sung, bölünmenin ardından Amerikan askerlerinin de çekilmeye başlamasıyla rahat durmaz ve Güney Kore'ye saldırır. Ve bizim de aşina olduğumuz Kore Savaşı başlar. Kore savaşı iki Kore'nin savaşı olarak gözükse de özünde Amerika ile Sovyetler ve Çin'in savaşıdır. İki Kore'ye de bu noktada piyon demek yanlış olmaz sanırım. Tabii bu savaşta hayatını kaybeden 2 milyon sivil ve asker bu nitelemeyi ne kadar beğenir, bilinmez. Savaş da sürekli el değiştiren üstünlüklerin ardından yaklaşık olarak eski sınırlara dönülmesiye sona erer.


Bu dönemin ardından bugüne kadar genelde gözdağı vermece, suikast düzenlemece, nükleer başlık denemece gibi sporlar Kore yarımadasında büyük ilgi görür. En son Bush, Kuzey Kore için "şer odağı, zulüm merkezi" gibi yorumlar yapmaştı ama oraya demokrasi götürmeyi göze alamadı.

Ebedi Başka Kim Il-sung'un ölümünden sonra başa geçen oğlu Kim Jong-il, önce güneyle ve dünyayla olan ilişkileri düzeltmek için adımlar atmış olsa da son birkaç yıldır yine saldırgan ve tehditkar bir tutum izliyor. Çin ve Rusya ile sıkı dostluğu devam eden Kuzey Kore'nin nükleer denemeler yaptığı biliniyor. Elbette kendi nükleer silah çalışmalarına bakmadan başkalarınınkini yargılayan "batılı" bakış açısını onaylamıyorum, bu yüzden ayrım yapmadan Kuzey Kore dahil nükleer silah üreten her ülkeden nefret ediyorum.



Bütün bu hikayelerden uzaklaşırsak, Kuzey Kore özünde oldukça güzel bir doğaya sahip. Ülkenin geneli dağlarla kaplı, en yüksek dağlar ise Çin sınırında yer alıyor. Düzlük kısımlar genelde batı bölgesinde yer alıyor, ki başken Pyongyang da bu düzlükler üzerinde kurulu. Dağlar, ormanlarla kaplı ve bu ormanlarda tadına doyulmayacak görüntüler var (tabii görebilirseniz.)

 

Kuzey Kore gerçekten çok enteresan bir yer ve hakkında yazılabilecek onlarca farklı konu var. Bu yüzden yazıyı derli toplu tutmak zorlaşıyor. Yine de Kuzey Kore'nin ulusal gururlarından olan "Proraganda Afişleri" konusuna değinmeden geçemeyeceğim. Aşağıda sizin için birleştirdiğim birkaç örneği görebilirsiniz, diğerleri için Google'a başvurmanız yeterli.


Yine enteresan bir nokta olarak, bu ülkenin devamlı 23 Nisan benzeri toplu gösteriler yaptığını eklemek gerekiyor. Bu konuda gerçekten çok iyiler. Hatta bu derece zorlu koşulları olan bir ülke olmasa, sırf o gösterileri izlemek için bile gidilebilir.



(Fondaki görseller tek parça değil, karton tutanlarca oluşturuluyor.)

Bu güzellikler Arirang Festivali süresince görülebiliyor. Bu festival, başta Amerikalılar olmak üzere çoğu turistin ülkeye kabul edildiği tek dönem. Hazır yeri gelmişken, Kuzey Kore'ye nasıl gidebileceğinizi de anlatayım. Elbette elinizi kolunuzu sallaya sallaya girmeyi düşünmüyorsunuzdur, zira Kuzey Kore ancak kendi yetkili organizasyonları aracılığı ile grup gezilerine izin veriyor. Yılda birkaç kere yapılan ve turistik ile iş gezileri olarak ikiye ayrılan bu turlar Kuzey Kore'nin kapalı kapılarını geçmenizi sağlıyor. Ancak yazının başında belirttiğim tehlikeler hayal ürünü değil. İnsan kaçırma konusunda belli bir ünü olan bu ülke, kaçırdığı kişileri sağ tutma konusuyla da çok ilgili değil. Örneğin kaçırılan 13 Japon turistin sadece 5 tanesi 20-30 sene sonra ülkelerine dönebilmiş. 

25 vatandaşa bir askerin düştüğü bu ülkede özellikle sınırlar çok iyi korunuyor. Turistik geziler de kesin güzergahlar üzerinde yapılıyor ve yoldan çıktığınızda (özellikle sınıra yakın bölgedeyseniz) hayatınızı kaybetmeniz gerçekten ihtimal dahilinde.

Gezginliği gerçekten macera olarak görenlerdenseniz Kuzey Kore kesinlikle sizin için uygun bir yer. Gidebilirseniz kart atmayı unutmayın!

Kaynaklar:
Wikipedi
http://www.korea-dpr.com/
Atlas Dergisi

7 yorum:

  1. Güzel ve eğlenceli bir yazı olmuş. Ben Kuzey Kore'ye gittim ve blogumda epeyce yazıyorum, meraklısına okumak ilginç olur diye düşündüm. Sevgiler.
    http://www.celebialper.com/category/kuzey-kore

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok kıskandırıcı bir deneyim ve çok başarılı bir yazı dizisi olmuş, hepsini okudum en hızlı şekilde. Blogunuz da ayruca güzel ve takip listemde artık. Seyahatlerinizin listesinin benim yapılacaklar listemden bile uzun olması üzmedi değil gerçi :)

      Sil
    2. Çok teşekkür ederim, sevindim. :) Ben de sizin yazım tarzınızı eğlenceli ve kendime yakın buluyorum. Nice yollar dilerim size. Sosyal medyada haberleşmek, bloglarımız hakkında görüş alışverişi yapmak isterim mümkünse.

      Sil
  2. Ben de tarzınız hakkında aynı şeyi yazacaktım ama bir anda laubali görünmesinden çekindim :)
    Sayfanın en altında mailim var, oradan bana ulaşabilirsiniz. Twitter kullanıcı adım da aynı ama yakın zamanda seyahatim olmadığı için orada konuyla ilgili pek bir şey yok malesef.

    YanıtlaSil
  3. Çok teşekkür ederim. :) Ben sizi Twitter'da teknik olarak takip ediyormuşum meğer, ama pratikte sadece en fazla günde bir Tweet atıp çıkıyorum, hiç kimseyi takip etmiyorum, sevmediğimden değil, alışamadım. Facebook'ta her gün bir seyahat haberi paylaşıyorum, orada daha fazla ilgi görüyor, 6.600 takipçim var. Kadıköy kafası iyidir bu arada.

    YanıtlaSil
  4. Ben de planladığım geliştirmeyi bir gün başarıp blogger'dan web sitesi altyapısına geçebilirsem düzgün şekilde sosyal medyada yer alıcam bir gün diye umuyorum :)
    Neyse, bu günü de sitenizi inceleyip içlenmekle geçireyim bari.

    Kadıköy candır!

    YanıtlaSil
  5. You're so interesting! I do not think I've truly read something like that before.

    So nice to find someone with original thoughts on this issue.
    Seriously.. thanks for starting this up. This website is one thing that's needed
    on the internet, someone with some originality!


    my blog post cheap snapbacks for sale

    YanıtlaSil