Bu blog bir insanın gidemediği enteresan yerleri anlatmasından oluşur. Diğer gidemeyen anlatıcıların bloglarından farkı; bir nebze de olsa adı sanı duyulmamış, haritada yeri "çat!" diye gösterilemeyen yerlerden oluşmasıdır. Bu garip yerlerin listesini sağ taraftan görebilirsiniz. Ha, blog sahibi buralara bir gün gidecektir, orası kesin. O gün hangi gün, işte onu bilemiyoruz...

12 Şubat 2012 Pazar

Uganda

Geçtiğimiz günlerden birinde yaptığımız bir arkadaş toplantısında, iki arkadaşımız Uganda’ya gidip zengin olmaya karar verdiler. Elbette biz de bir süre bu konunun geyiğini yaptık. Iphone duruma el koyana kadar Uganda hakkında Afrika’nın ortasında bir yerlerde olması dışında pek bir şey bilmiyorduk. Bir de benim devamlı “Ya, oranın eski bir diktatörü vardı, manyağın biriydi, neydi adı, dilimin ucunda!” diye sayıklamalarım dışında…  Sonra düşündüm, Gidemediğim Yerler’in bir sonraki yazısı için daha uygun bir yer olabilir mi? Karşınızda Uganda!



 Uganda, yukarıda da belirttiğim gibi Afrika’nın ortasında bir ülke. Tam ekvator çizgisinin üzerinde yer alıyor. Deniz kıyısında olmasa da Afrika’nın ünlü gölü Victoria’ya kıyısı var (Victoria Gölü’nü Nil’in kaynağı olarak hatırlayabilirsiniz). Komşuları Kenya, Sudan, Ruanda ve Tanzanya, yani Afrika’nın açlık ve kıtlıkla ünlü ülkeleri.


Uganda yerlileri, 2000 yıl önce Orta Afrika’dan göçmenler gelene kadar avcı ve toplayıcı bir halk olarak yaşamışlar. Bu Orta Afrikalılar Ugandalıları demir işlemeyle ve benzeri teknolojilerle tanıştırmışlar. Sonraki yüzyıllar içerisinde çeşitli krallıklar kurulup yıkılmış. 19. yüzyılda önce Arap tacirler, sonrasında Hıristiyan kâşifler gelmiş. Kâşiflerin ardından elbette misyonerler teşrif etmiş ve ne enteresandır, ardından İngiliz himayesine girmişler.
Hızla yakın döneme ilerleyecek olursak, 1962’de İngiliz yönetimi bitmiş ve ilk bağımsız seçimler yapılmış. Bu seçimlerden 4 sene sonra başbakan ve başkan arasında uyumsuzluklar çıkmış, başbakanın parlamentodaki yandaşları daha fazla olduğu için başkan ve yardımcısı azledilmişler. Başbakan da kendini başkan ilan etmiş. Ama bu mutluluk fazla sürmemiş ve 1971’de Idi Amin’in kontrolü ele aldığı bir askeri darbe gerçekleşmiş. Yukarıda ismini hatırlayamadığım için yakındığım (ayıp bana gerçekten) diktatör olan İdi Amin, yaklaşık 300.000 Ugandalıyı öldürmüş, binlerce Ugandalıyı ve güney Asyalıyı ülkeden sürmüş. Katliamlar ve sürgünler kendisine büyük ün sağlasa da, tarih sahnesinde unutulmaz olmasına neden olan asıl olay öldürttüğü insanların bir kısmını yemesi. Hatta bir bakanını bile yediği söyleniyor.
Tabii Idi Amin bu noktaya tek başına gelmedi. Delilik başlamadan önce İngiltere ve İsrail tarafından desteklendi, daha sonra taraf değiştirip SSCB ve Arap ülkelerinden destek gördü. Sonunu merak ediyorsanız, en sonunda Tanzanya’ya saldırıyor ama sürgün Ugandalıların da desteğini alan Tanzanya savaştan galip çıkıyor ve Idi Amin Suudi Arabistan’ın kollarına atılıyor. Herhangi bir şekilde yargılanmıyor, Suudi kraliyet ailesi tarafından güzelce bakılıyor ve 2003’te böbrek yetmezliğinden ölüyor. Gereğinden fazla mutlu bir son. Idi Amin hakkında geçen yıllarda “The Last King of Scotland” adlı bir film yapıldı, ben izlemedim ama oldukça güzel olduğu söyleniyor.


Uganda hakkındaki daha güzel konulara dönelim. Her ne kadar Idi Amin konusu ülkenin popülaritesini yerle bir etmiş olsa da artık günümüzde daha sakin bir ortam olduğunu söylemek mümkün. Elbette Idi Amin’in ardından mutlu mesut bir ülkeye dönüşmediler, iç savaşlar ve katliamlar devam etti. Yine de şu anda halkın turistlere karşı çok sıcakkanlı davrandığı söyleniyor, en azından kuzey ve kuzeydoğu kısımları dışında. Bu bölgeler turistler için pek güvenli değil.



Uganda’nın birincil turistik aktivitesi vahşi yaşam ve safariler. Ulusal parklar muhteşem manzaralar sunuyor misafirlerine. Güzel dağlar ve göller, misafirperver halk Uganda’nın başlıca çekici yönleri. Safari merakınız varsa, popüler Kenya yerinde daha az ünlü ama aynı derecede güzel Uganda’yı tercih edebilirsiniz.



Uganda aynı zamanda primat cenneti. Maymun ve gorillerin her türlüsünü burada görebiliyorsunuz.



Ayrıca burası dünyanın en iyi kuş izleme bölgelerinden biri. 1000’den fazla çeşit türle her kuşseverin rüyası olabilir. Zaten kırmızı tepeli turna kuşunu da bayraklarına koymuş bir ülkeden daha azı beklenemez.




Uganda, kurak olarak düşünülmesine rağmen aslında göllerle ve nehirlerle kaplı. Bu göllerin çoğunda, özellikle Victoria gölünde çeşitli su sporları gerçekleştiriliyor. Hem, Nil’in doğduğu yeri görmenin şiirsel bir tarafı da var. Ayrıca yine nehirler üzerinde çok güzel şelaleler yer alıyor, bu şelaleler de Uganda’da mutlaka görülmesi gereken şeyler arasında yer alıyor.




Bu arada Uganda’da eşcinsellik ağır bir suç ve tabu. Bu sebeple oldukça ağır cezaya tabi. Eşcinsel turistlerin cinsel tercihlerini saklamaları öneriliyor.

Peki, nasıl gidilir? Çok zor değil. Uganda her mevsimde ziyaret edilebilir, en sıcak dönemi aralık ve şubat arası. Başkent Kampala’ya olmasa da Türk Hava Yolları Entebbe’ye direkt uçuyor. 1.300 liraya gidiş dönüş bilet alabilirsiniz.
Gitmeye değer mi? Bence değer. Politikacılarımızın bile mütemadiyen aşağılama örneği olarak gösterdiği bu ülkenin sunacak pek çok şeyi olduğunu düşünüyorum. Sonuçta dünya Avrupa ve Amerika’dan ibaret değil. Eğer giderseniz, bana oradan hediyelik bir şeyler getirmeyi unutmayın!

Dünyanın başka bir yerinde görüşene kadar, Safari njema!

Kaynaklar:
Wikipedia
TripAdvisor
Lonely Planet
http://www.visituganda.com

2 yorum:

  1. Emeğinize sağlık... İstifade ettim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, sevindim :)

      Sil