Bu blog bir insanın gidemediği enteresan yerleri anlatmasından oluşur. Diğer gidemeyen anlatıcıların bloglarından farkı; bir nebze de olsa adı sanı duyulmamış, haritada yeri "çat!" diye gösterilemeyen yerlerden oluşmasıdır. Bu garip yerlerin listesini sağ taraftan görebilirsiniz. Ha, blog sahibi buralara bir gün gidecektir, orası kesin. O gün hangi gün, işte onu bilemiyoruz...

18 Mart 2014 Salı

La Isla de la Munecas

Çok güzel gezi blogları var. Arada kıskanmıyor değilim. Şehirlerdeki en güzel tuvaletlerden en kuytudaki enteresan dükkânlara kadar yazıyorlar. Herkes geziyor, ben de Patagonya senin Kamçatka benim, garip garip yerleri yazıp duruyorum. Herkes giderse olmaz, birilerinin gidememesi gerekiyor tabii.

Uzun süredir seyahate çıkamadığım bir gerçek. Yoksunluk çekiyorum. Yoksunluk çeken tüm bağımlılar gibi karanlık düşünceler üşüşüyor kafama. İşte bu yazıyı da bu karanlık düşüncelere adıyorum, zira bu tarz düşüncelere arka plan oluşturmaya pek müsait. Ancak asıl bahsetmek istediğim yer bayağı küçük olduğu için orayı yazının ilerleyen yerlerine saklayıp öncelikle çevresinden bahsetmek istiyorum.


Mexico City’nin bölgelerinden biri olan Xochimilco, 170 kilometrekarelik bir alana yayılmış kanallar sistemiyle meşhur. Bu kanalları anlatmak için biraz geriye gitmek gerekiyor aslında.


Aztekler zamanında, Meksika Vadisi’nde enteresan bir göl varmış. Yukarıdaki resimde görebileceğiniz bu gölün enteresan tarafı üstte bulunan kısımların tuzlu su, altta bulunan kısımlarınsa tatlı su rezervi olması. Tatlı su olan kısımlarda tarım Chinampa’larda yapılırmış. Bu Chinampa sistemi de enteresan, suyun sığ taraflarında ince uzun bir bölgeye sazlarla sınır çekilip ekin artıkları, çalı çırpı, çamur falan yığılıp o alanda bir tarla oluşturulur, gerekirse toprağı tutsun diye ağaç ekilir ve üzerinde tarım yapılırmış. Meksika vadisini besleyecek neredeyse tüm sebze ve meyve bu yapay tarlacıklarda yetiştirilirmiş.

Bu gölün kenarındaki şehirler de elbette değerli. Moteuczoma gibi krallar hem tatlı su tarafındaki şehirleri ele geçirmeye çalışmışlar, hem de tuzlu su olan kısmı tatlı suya çevirmek için bayağı değişik mühendislik işlerine girişmişler. Bu çalışma imkânsız gibi görünse de gölün enteresan akıntıları ve tatlı-tuzlu dengesinin yağmurlarla falan değişiyor olması gibi durumları göz önünde bulundurmuşlar, setler ve bariyerler yapıp tatlı su oranını arttırmayı başarmışlar. Böylece Chinampa’ların sayısı ve dolayısıyla tarım yapılabilir bölge alanı artmış. 


Üstteki 1-2 paragrafta kısaca anlattığım olay aslında eski çağların mühendislik harikalarından biri. O yüzden aslında sadece Chinampa’nın ne olduğunu anlatmak isterken bahsetmeden geçmek ayıp olur diye düşündüm. Bu dehanın tadını çıkardıysanız yıkılışına da hazır olun, zira İspanyollar geliyor!



Mexico City’nin bugünkü haritasına baktığınızda yukarıda bahsi geçen gölü ve sistemi görmeniz imkânsız zira artık yok. İspanyollar gelince bu bariyerleri setleri falan bir güzel yıkıp bütün sistemi sona erdirmişler. Daha da enteresanı, bu su-göl sistemini yok etmek için fetih sonrası da acayip bir çaba harcamışlar. Dağları delip suyu tahliye etmişler, nehirlerin yatağını değiştirmişler ve sonunda bölgeyi tam anlamıyla “kurutmayı” başarmışlar. Bunun nedenini tam bulamadım (okuduğum kaynak İspanyolların bölgeyi kendi kurak anayurtları olan Extremadura’ya çevirmeye çalışmış olabileceklerinden bahsediyordu) ama sonuçları bugün bile devam ediyor; Mexico City hem su kıtlığı çeken hem de sürekli sel tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir şehir.

Ancak Chinampa kültürü tamamen kaybolmadı. Yazının başında bahsetmiş olduğum ve şehrin güneyinde yer alan Xochimilco bölgesinde kanallar ve Chinampa’lar -dar bir alanda olsa da- varlığını koruyor. Bu kanallar arasında gondol benzeri kayıklarla dolaşmak başlıca turist eğlenceleri arasında. Chinampa’lar ve kanalların oluşturduğu bu antik sistem UNESCO Dünya Mirası listesine de alınmış. Tabii listeye alınınca her şey bir anda kartpostal güzelliğine bürünmüyor, bölgede hem yerleşim hem de kirlilik ve doğal hayatın tehlikede olması gibi pek çok sorun var. Mesela çok eski zamanlardan beri kutsal değeri olan, ilaç falan olarak kullanılan ve büyük tanrı Quetzalcoatl’ın kardeşi Xolotl’un enkarnasyonu olduğuna inanılan aşağıdaki canlının (Axolotl) soyu tükenmek üzere. Böyle sevimli tanrılar tükenmemeli. 


Neyse, nihai hedefimize gelelim artık. Xochimilco bölgesinde yer alan pek çok Chinampa, yani yapay tarlacık arasında bir tanesi yazımızın ana konusunu oluşturuyor, “La Isla de la Munecas”, yani Oyuncak Bebekler Adası. Ve küçük bir kız ile mutsuz bir adamın trajik hikâyesini barındırıyor.


La Isla de la Munecas, ağaçlara asılmış kolları bacakları olmayan oyuncak bebeklerle ürkütücü bir görünüme sahip. Elbette ki böyle bir atmosferi tamamlayacak söylentilere de sahip; bebeklerin hareket ettikleri, oraya gelenleri izledikleri, hatta aralarından fısıldaştıkları söylentileri gırla gidiyor. Gerçi böyle bir yerde bu tarz söylentileri garipsememek gerekiyor.


Olay şöyle gerçekleşmiş: Don Julian Santana Barrera adlı kişi, bu Chinampa ile ilgilenen bir adammış. Yaklaşık 50 yıl önce, boğulmuş küçük bir kızın cesediyle karşılaşmış. Zaman geçtikçe küçük kızın ruhu Don Julian’ı rahat bırakmamaya başlamış. Sonra bir gün Don Julian yine Chinampa’sına vuran bir oyuncak bebek bulmuş suda. Bu bebek kızındır ya da olmasa bile hoşuna gider diye düşünerek ağaca asmış ve bu mutsuz (ve korkutucu) ruhu teselli edebileceğini ummuş. Ancak bir tane bebek ne kıza ne de Don Julian’a yetmiş. Kanallarda daha çok bebek bulmaya çalışmış, hatta hiç ayrılmadığı tarla-adasından arada çıkıp diğer kanalları falan aramış. Ağaçlara asılı bebeklerin sayıları artıp durmuş. Tüm bu çabalar ve bebek parçaları kızın ruhunu teskin etmeyince yetiştirdiği sebzeleri oyuncak bebeklerle takas etmeye başlamış.
  

Sonunda Don Julian küçük kıza ilk rastladığı yerde boğulmuş olarak bulunmuş.


Elbette ki bu hikâyenin pek çok versiyonu var. Bazıları Don Julian’ın bulduğu bebek parçalarını gerçek çocuklar sanıp o yüzden sudan topladığını söylüyor, bazıları bebeklerin içine kötü ruhların girdiğini ve Don Julian’ı bu ruhların öldürdüğünü söylüyor. Hangisine inanacağınız size kalmış.




Doğaüstü olaylara merakınız varsa La Isla de la Munecas seyahat listenizde yer almayı hak ediyor. Hazır gelmişken bölgedeki kanallarda dolaşıp tanrıların ruhunu içinde taşıyan küçük yaratıkları görmeye çalışabilir, eve dönüp bavulunuzu açtığınızda kıyafetlerinizin arasından size gülümseyen, kolları ya da bacakları kopmuş bir oyuncak bebeğin dehşetini içinizden atmaya çalışabilirsiniz.



Dünyanın başka bir karanlık yerinde buluşana kadar, arkanızdan bir gölge mi geçti?



Kaynaklar:
Wikipedia
http://unusualplaces.org/la-isla-de-la-munecas-island-of-the-dolls/
http://destinationtruth.wikia.com/wiki/Island_of_the_Dolls
http://www.isladelasmunecas.com/
http://www.mexicolore.co.uk/aztecs/home/water-in-valley-of-mexico
http://gardeningandthespanishway-rohrerbot.blogspot.com.tr/2011/03/xochimilco-mexico-city.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder